Bize Ulaşın

 

Türkiye’nin gücü, Neden Sağlık Turizmi?

 

Ülkemiz bölgesinde gerçekten güçlü bir aktör. Bunda coğrafi konum avantajının yanında üreten fazla
sayıda bir nüfusa sahip olması, coğrafi ve kültürel güzelliklerle dolu olması, kozmopolit yapısı gibi
kendine has özellikleri sayabiliriz. Bu yüzdendir ki Ülkemiz en büyük 17. ekonomiye sahip iken 2023
yılında turizm sektöründe ilk 6’da yer almıştır. Hizmet ihracatı, yapısı gereği en yüksek oranda net
döviz kazandıran gelir kalemidir. Yani yerli emek ve ürün harcanarak ve buna karşılık çok az döviz
gideri ile yüksek döviz elde edilir. Hizmet ihracatında ise en yüksek net gelir kalemlerinden birisini
sağlayan hiç şüphesiz sağlık turizmidir. Sağlık turistinin ortalama olarak gezi için gelen turistlere göre
ortalamada 6 kat daha fazla net döviz kazandırdığı bilinmektedir. Dünyada sağlık turizmi ortalama
%22 olmak üzere büyürken üzülerek görülmektedir ki Türkiye bu büyüme trendini
yakalayamamaktadır. Burada sağlık turizmi yalnızca bir turizm veya sağlık faaliyeti olarak
konumlandıramadığından hibrit bir sektördür denilebilir ve her iki sektörün avantaj ve
dezavantajlarından etkilenmektedir. Ülkemizin 4 saatlik uzaklıkta yer alan gelir düzeyi yüksek 4 milyar
komşu nüfusa, yenilenmiş sağlık teknoloji ve altyapısıyla, tecrübeli doktor ve misafir ağırlama
hizmetleriyle hizmet sağlayabiliyor olması oldukça büyük bir avantaj olarak görülebilir. Ancak bu
avantajları ne kadar fırsata dönüştürebildik açıkçası bu büyük bir soru işareti. Son 2 yılda Türkiye’deki
sağlık turizminde hizmet veren kuruluşların sayısı kat be kat artarken , yurt dışından gelen
hastalardan elde edilen döviz gelirlerimizin neredeyse aynı kalması gerçekten düşündürücü.

Bu durumun birçok incelenmesi gereken nedeni vardır elbette ancak en göz önünde bulunan
nedenleri şu şekilde sayılabilir:

 

Uluslararası pazarda artan rekabet ve fiyat baskısı – örneğin, eskiden ortalamada 200 Euro’ya yapılan
bir diş üst yapısında artık 70-80 Euro’ları görmeye başladık. Bu da iç rekabette yeni giren oyuncuların
kendisine pazarda yer bulmaya çalışmasından kaynaklandı.

 

 Sektöre oldukça yüksek sayıda giriş kalite rekabeti yerine fiyat rekabetine dönüştürerek ülke imajını
kötüye götürdü. Bunu fırsat bilen bazı dış basın ise karalama kampanyaları yaparak “Turkish teeth,
Turkish hair” gibi düşük kalite algısı oluşturma gayreti içerisine girdi.

 

Türkiye’de döviz kurlarına kıyasla kat kat artan enflasyon, aynı oranda gelirleri artmayan sağlık turizmi
yapan işletmeleri mali krize girmesine sebep olurken fiyat rekabetini körükledi.

Sağlık turizminin yapısı gereği gri bir alanda kaldığından ötürü kamu tarafında uzmanlığın
oluşamaması, bu durumun da düzenleme ve denetim mekanizmalarının tam işleyememesine neden
olduğu görülmekle birlikte, tıpkı bulanık suda balık avlanamadığı gibi sektöre katma değer katanların
denetimlere fazlaca muhatap olurken kayıt dışı çalışanların bu fırsattan istifade ederek serpildiği bir ortam oluştu.

 Sektör, ne sağlık, ne turizm olduğundan ötürü tam olarak hedef koyan, ölçen, kontrol eden ve
denetleyen bir tek mercinin bulunmadığı sektörde, belirsizliğin gün be gün arttığı görüldü. Yine bu
açıdan bakıldığında yavaş işleyen bürokrasinin, sektörün kötü gidişine engel olamadığı, proaktif
davranamadığı bir dönem yaşandı.

Yurtdışında yaşanan Türkiye’ye dönük karalama kampanyaları etkisini bir süre korudu, bunlarla
birlikte çevre ülkelerde yaşanan siyasi krizler, savaşlar ve Ülkemiz ’de yaşanan elim deprem hadisesi gibi iç ve dış şoklar maalesef sağlık turistinin Türkiye’yi seçmesinde engel oluşturdu. Sağlık turizminde birçok yeni ülke ciddi yatırımlar yaparak Türkiye’nin rakibi olarak sahneye çıktı.

 

Bu gelişmeler sonucunda sektörde şu değişimlerin yaşandığına şahit oluyoruz:

 

Başarılı şirketler Türkiye’deki fiyat rekabetinden ve enflasyonist baskıdan bunaldığından ötürü
hizmetlerini yurt dışına taşınmaya başladı, bu da kaliteli insan kaynağını yurtdışına kaymasına neden
olurken Türkiye’de bu sektörde işten çıkarmaların arttığı görüldü.

 

Türk doktorların daha fazla kazanabildiğinden ötürü yurt dışında hizmet verip ülkemize dönmeye
başladığı, bu da göreceli üstünlüğümüz olan teknik ve tecrübenin rakip ülkelere aktarılmasına neden
oldu.

 

Türkiye’de enflasyon baskısı ve düşük döviz kurları nedeniyle karlılığı azalan sektörün iyi firmaları
yönlerini ve yatırımlarını yavaş yavaş yurtdışına kaydırmaya başladı.

 

Tüm bunlardan daha büyük bir problem olarak değerlendirilecek diğer bir husus da şudur ki: maalesef
değerli yatırımcıların sektöre ilişkin beklentisi olumsuza döndü ve risk iştahı azaldı.

 

 Kamu tarafında yaşanan koordinasyon eksikliği ve (dünyadaki en yüksek tutarlı teşvikler Türkiye’de
olmasına rağmen) teşvik mekanizmalarındaki uzayan süreler ve belirsizlik ortamı sektörün karşılaştığı
zorlukları derinleştiriyor.

 

 Ancak bilinen bir gerçek vardır ki çok her krizin bir bitiş noktası vardır ve tüm deneyimli girişimciler
bilirler ki krizler aslında en büyük yatırım olanaklarının oluştuğu dönemlerdir. Bu açıdan bakıldığında
ülkesine inanan, inovasyona yönelen, insan kaynağını ve teknolojilerini geliştirirken katma değere
odaklanan firmaların orta vadede eskisinden daha fazla büyüyebileceği günlerin çok yakın olduğunu
düşünmekteyim. Ancak gerek özel sektör gerekse de kamu tarafının üzerine düşen görevleri görmesi
ve aksiyon almasının geldiğimiz noktada kaçınılmaz olduğunu düşünmekteyim. Umuyorum ki Ülkemiz
sağlık turizmindeki potansiyelini yeterince görebilir ve gerekli aksiyonları alacaktır.

 

 

 Ad Soyad : Salih Kutluk / Posizyon : The Prime Danışmanlık Kurucu